Şuradasınız: » » » Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Güncel Alet Çantası

 CCleaner
 PC Temizlik Programı

 Flash Player
 Flash Oynatma Aracı

 Skype
 Videolu Görüşme Programı

 Aimp
 MP3 Oynatma Programı

 Internet Download Manager
 Gelişmiş İndirme Yöneticisi

 Microsoft Office 2016
 Güncel Ofis Yazılımı

 Microsoft Office 2013
 Ofis Yazılımı

 Photoscape
 Kolay Resim Düzenleme

 Adobe Photoshop CC 2015
 Prof. Resim Düzenleme

 Mozilla Firefox
 Hızlı İnternet Tarayıcısı

 Google Chrome
 Güvenli İnternet Tarayıcı

 avast! Tüm Sürümleri 2015
 En Hızlı Antivirüs Programı

 Kaspersky Internet Security
 Güçlü Antivirüs Programı

 uTorrent Plus
 Torrent Dosya İndirici

 Nero Platinum 2015
 Güçlü Disk Yazdırma

 Daemon Tools Ultra Türkçe
 Sanal Disk Oluşturma

 Foxit Reader
 Hızlı PDF Okuyucu

 Adobe Acrobat XI Pro
 Popüler PDF Programı

 K-Lite Mega Codec Pack
 Sistem Kodek Paketi

 DirectX 12 - DirectX 9
 Microsoft DirectX Sürücüleri

 WinRAR
 Arşivleme ve Arşiv Açma

Tavsiye İçerikler

Yardım ve Destek Bölümü Program ve Oyun İstek Hattı

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi


Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Diyelim ki sabah oldu, evden çıktınız, bir yere gitmeniz lazım. Orası mandıra olur, okul olur, şantiye olur, olur yani… Oraya nasıl gidersiniz? Ben örneğin son model arabamla giderim. (Son model bir Hint arabası; gücüm ona yetti.) Siz belki servise bineceksinizdir ya da gençlik heyecanı olsun, motosikletinize atlarsınız. Aaa, bakmışsınız ki motosikletinizin tekerleği yok (!). Şimdi ne yapacaksınız? Hayır aceleniz de var, tekerlek peşinde koşmanız da olası değil.

Evden koşarak çıkıyorsunuz, merdivenleri üçer beşer atlıyor ve otobüs durağına varmaya çalışıyorsunuz. Otobüse koşarken de kendinize soruyorsunuz, “Yanıma para aldım mı?”. Ceplerinize bakıyorsunuz, ediyorsunuz para da yok! Diyorsunuz ki, “Bizim Hilmi ağabey var şu şarküteride, ondan borç alayım.”. Haydiii yolunuzu değiştiriyorsunuz, ver elini şarküteri. Hilmi ağabeyden parayı koparttıktan sonra otobüs durağına varıyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki otobüs durağı orada değil; geçen ay yeri değişmişti, siz de o heyecandan unutmuşsunuz! Bu sırada binmeniz gereken otobüs de önünüzden geçmez mi…

Hilmi ağabeyden aldığınız para taksiye yetmez, gideceğiniz noktaya yakın bir dolmuşa binmeye karar veriyorsunuz. Oraya doğru yönlenirken zırrr, telefon çalıyor. Bakıyorsunuz, sizin telefonunuz. Açıyorsunuz, karşınızda anneniz. Diyor ki, “Evladım bizim hep alışveriş yaptığımız tuhafiyecinin önünden geçiyorsun ya her gün, giderken eline yapışmaz ya, bir tane fuşya rengi, kamgran kumaşlardan flanel kamgran alıver 2-3 metre. Oradaki amcana söyle, o anlar.” Tabii siz bir şey anlamıyorsunuz ama anne hatırı, almadan da gelinmez. Dolmuşun geçtiği caddeye, yolunuzu biraz daha uzatıp gidiyor ve…

Bakın şuradan alt tarafı işinize gideceksiniz, ne kadar çok şey araya girdi değil mi? Çünkü hayat bu. Hayat, iki nokta arasında, başka hiçbir şey yapmanıza olanak tanınmaması değil. Oyunlar da çok marifetmiş gibi işi basitleştirdikçe, basitleştirmiyor mu, iyiden iyiye hasta oluyorum artık!

Bu yüzdendir ki Deus Ex’i dört kolla sarmaladım. Benimsedim. Heyecanla indirdim. Dedim ki, “Eğer bu oyun 2000’deki ilk Deus Ex’e benzerse, tadından yenmez, o kadar iyi olur ki oynanmaz bile, kıyamam çünkü.” İşte bunları düşünürken oyun da iyi çıkmasın mı? Valla pes! Adamlar hakikaten uğraşmış, hem de bayağı uğraşmış zamanının en iyi oyunlarından bir tanesini yapmış, önümüze koymuş. Ben de oyuna kıyamadığım için oynamadım ve inceleme de burada bitiyor. Haydi eyvallah.

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Gelecekten bir gün
Geldim geldim, gitmeyin bir yere. Şimdi hep birlikte bu güzel oyunun derinliklerine inip bu oyunu neden sevdiğimizi, seveceğimizi, herkese tavsiye edeceğimizi anlayacağız.

Yıllardan 2027 olmuş, insanlar bilim-kurgu ürünü şehirlerde yaşar hale gelmiş, uçan arabalar ise halen icat edilememiş. Ne var ki şehirler git gide büyümüş, adeta devleşmiş. Yollar binaların üstünde gidecek kadar yükselmiş, dev şirketlerin hükümdarlığı iyiden iyiye kendini hissettirmiş.

Gelecekteki bu bir gün, biraz karanlık. Renkler soluk, eğlencenin adı grinin bir tonu olarak yer bulmuş. İnsanlar yaşıyor ama neden yaşadıklarından da çok emin değiller. Özgürlüklerine hakim olduklarını sanıyorlar ama özgürlük adını koydukları tiyatro oyununda, figürandan öte bir yerleri yok.

Yıl 2027, Sarif Industries insanlığın umudu olmak istiyor. Umut tacirliği yapıyor ve para da kazanıyor; hem de çok büyük paralar. “İnsanların potansiyellerini katbekat artıracak buluşlar.” manşetiyle isimlerini duyurmuş ve insanların ihtiyaçları arttıkça, şirket devleşmiş.

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Çok kötü bir kaza geçiren bir aileye göz atalım. Birisi kolunu kaybetmiş, diğeri görme yeteneğiniz. Arkada oturan küçük kız ise camdan fırlayıp yere düşmüş ve karşı taraftan gelen araç bacaklarını ezmiş; yürüme yeteneğini yitirmiş kızcağız.

Sarif Industries yetkilisinden gelen açıklama şu şekilde: “Kaybettiğiniz tüm uzuvlarınızı Sarif Industries farkıyla, daha da gelişmiş özelliklerle eskisinden daha iyi bir şekilde size sunalım ve size uygun, özel ödeme seçeneklerimizle, istediğiniz zaman ödemeye başlayın.”. Kaçırılmayacak bir teklif; yazarken heyecanlandım!

Kolunu kaybeden adam, biyolojik bir koldan farkı olmayan, sadece görüntüsü bir robota benzeyen bir kola sahip oluyor; maçlarda tezahürat yaparken kolunu daha güçlü sallıyor. Annenin gözleri eskisinden bile iyi görüyor; ucuzluk mağazalarındaki en uygun ürünü bir bakışta görüyor. Çocuk ise yepyeni bacaklarıyla, ip atlarken, “Beşlere geldik; bakalım ipi çaktırmadan belimizin biraz daha üstüne taktığımız bu mücadeleyi başarıyla atlatabilecek misin?” diyen çirkef arkadaşlarının yüzünü kızartıyor zira bu bacaklar, normal bir insanınkinden çok daha güçlü… Sarif Industries, hayata küseceklere karşı bir umut ışığı oluyor lakin o kadar büyüyor ki şirket, insanlar sırf zevkine, Augmentation adı verilen parçaları vücutlarına taktırmaya başlıyor. “Duvarların arkasını görmek istiyorum!” diyor bir vatandaş ve Sarif Industries cevap veriyor: “Ne kadar paran var?”

İnsanlığın bu denli yapay parçalara düşkün olması, etik problemlerin de ortaya çıkmasına neden oluyor. İnsanların bağımlılık derecesinde, sırf kendilerini geliştirmek için garip garip işler yapmaların tahammül edemeyen büyük gruplar oluşuyor ve bunlar Sarif Industries’e karşı bir savaş başlatıyor. Savaş büyümüyor, merak etmeyin. Büyümüyor zira insanlığın o kadar büyük bir kısmı Augmentation kullanıcısı olmuş ki devlete karşı zaman zaman protesto yapan bazı gruplardan pek az farklılar.

Sözümü balla kesmek istiyorum burada. Eğer bir gün yeterince iyi olursa (Yani gerçeğinden farksız ve hatta daha iyisi.), kendine ek parçalar taktıracak olan ilk insan ben olurdum herhalde. Yamuk çalışan uzuvlarımı (Misal gözüm kör.) anında değiştireceğim gibi, diyelim ki 3 metreye zıplamamı sağlayan bacak mı takıyorlar; derim ki hemen, tam şu an! Zor bir karar tabii amelyat masasına yatmak ama yok bacağımda isilik oldu, mantar kaptım, artık bacaklarım tutmuyor, romatizma dadandı gibi konular da tarihe karışır. Ha baktım sabah çalışmıyor mu bacak; çağırırım ustayı düzeltir. “Sizin parçalar eskimiş, değişmesi lazım.” Der en fazla, giderim yaptırırım. Şimdi ne diyorlar, “Maalesef bu hastalıkla yaşamak zorundasınız.”. Seçim sizin…

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Siyahlar içinde
Gelin konuyu değiştirelim, Adam Jensen’la tanışalım. Kendisi oyunun kahramanı. Oyuna onunla başlıyoruz, oyunu onunla tamamlıyoruz.

Adam Jensen eski bir polis. Şimdi de Sarif Industries’in özel güvenlik elemanı olarak çalışıyor. Hatta eleman değil, direkt olarak güvenliğin başı.

Sert bir “Adam”. (“Kelime oyunlarıyla geçti ömrümüz” adlı şarkıyı armağan ediyorum sizlere.) Siyahtan başka renk giymez, espri yapmaz, yenilgiyi kabul etmez. Ne var ki… Ah Adam ah… Bir gün şöyle bir şey oluyor, Sarif Industries saldırıya uğruyor. David Sarif -ki kendisi Sarif’in sahibi- hemen olay yerine gitmemizi söylüyor ve oraya vardığımızda, kocaman Sarif fabrikasının yerle bir edildiğini görüyoruz. Hatta içerisindeyken, saldırganlardan bir tanesi, gözümüzün önünde çalışanlardan bir tanesini gözünün yaşına bakmadan katlediyor.

Senaryo çok sağlam arkadaşlar. Piyasadaki çoğu oyun halt etmiş, öyle diyeyim. Senaryo tek bir koldan anlatılmıyor, oyunun havasını soludukça daha da çok içine giriyorsunuz. Bunda en önemli etken, size verilen görevleri tek koldan halletmemek, yan görevlerle oyunun desteklenmesi ve oyun dünyasındaki her noktada, hazırlanan bu dünyayla ilgili, Sarif’in karşılaştığı büyük saldırıyla ilgili izler bulabilmeniz.

Pocket Secretary’ler, e-book’lar, bilgisayarlardaki e-posta’lar, elektronik gazeteler, panolar, sokaktaki vatandaşların kendi aralarındaki sohbetleri… Bunların hepsi size oyun dünyasıyla ilgili bilgiler veriyor; yaratılan Deus Ex dünyasının gerçekliğinden bir dakika bile şüphe etmiyorsunuz. Çoğu oyunun tökezlediği “atmosfer” konusunda Deus Ex, tam anlamıyla başarılı olmuş durumda. Sokaklardaki detaylar, insanların tepkileri, diyaloglar, renkler; kısacası her şey atmosferi beyninizin en ücra köşelerine kadar aşılıyor.

Deus Ex’ten etkilendiğimi yeterince belli edebildim mi? Abarttığımı sakın düşünmeyin; o kadar uzun zamandır kalitesiz FPS’ler oynuyorum ki Deus Ex ilaç gibi geldi. Aradığımı buldum tek kelimeyle. (İki de olur.)

Gothic Ex
Ben arada sırada burada bağırırım. “Aman Gothic, vah Gothic, ne güzel oyundun ey Gothic.” diye. Bunu yapıyor olmamın en büyük sebeplerinden bir tanesini, Deus Ex de aynen içerisinde barındırıyor: Özgürlük.

Özgürlük demek, GTA IV’ün ve benzerlerinin sunduğu değil bana sorarsanız. GTA’da özgürce araba kullanıp ne yapıyorum yani? Sokaktaki adamı yumruklasam ne olacak? Tamam özgürlük iyidir ama anlamsız özgürlüğün de pek bir artısı yok bana sorarsanız.

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Gothic ve Gothic 2, o kadar doğal oyunlardı ki gerçekten ortaçağ Avrupa’sına şu an bırakılsam, ne durumda olacaksam, oyuna da o şekilde başlıyordum. İstediğim yere gidebiliyordum ama güçlü yaratıklar doğal bir sınır oluşturuyordu. Nedir, yeterince hızlı koşarsam onları aşıyordum ve belki de oyunda beni daha hızlı bir şekilde öne taşıyacak eşyalara ulaşıyordum. Orkların inine gizlice sızabiliyorsam, oradaki önemli eşyaları da yanımda götürebiliyordum. Seçim benimdi, dünya bana hizmet ediyordu; ben ona değil.

2000 yılındaki Deus Ex de bu özgürlüğü bize vermişti. Bir görevi on farklı şekilde yapabiliyorduk. Silahı çok iyi kullanıyorsak, herkesi kafasından vurup dümdüz ilerleyebiliyorduk veya saklanarak, düşmanın hareketlerini gözleyerek onları gizlice etkisiz hale getiriyorduk. Belki bilgisayar yeteneklerimiz gelişmişti; yüksek güvenlikle girilen kapıları kolaylıkla açıp hedefimize kısa yoldan ulaşıyorduk…

Deus Ex: Human Revolution da bize seçme olanağı tanıyor. Oyundaki en basit örneklerden bir tanesini vereyim. Oyunun bir yerinde, Hive adındaki havalı bir gece kulübüne girmemiz gerekiyor. Adım atıyoruz ki, “Dur Adam, adam mısın?” diyor kapıdaki görevli. Ağzının ortasına vurasınız geliyor ama önce bir konuşayım diyorsunuz. “İçeri girmem lazım.” diyorsunuz. Bodyguard da “Olmaz, giriş kartın yok.” diyor. “Başka bir şekil de olmaz mı?” diye soruyorsunuz, kulağınıza yüz kızartıcı bir şeyler fısıldıyor. Yok, öyle yapmıyor, latife… “1000 kredi verirsen, hallederiz senin işi” diyor Süleyman ağabey. (Bence ismi bu olmalı.) Oyunda para kolay kazanılmadığı için reddediyorum bu seçeneği ve adamdan uzaklaşıyorum. Yapabileceğim üç şey var: Ya 1000 lira vereceğim, ya giriş kartı bulacağım bir yerlerden, ya da adamın kafasına bir el ateş edeceğim. Ve işin güzeli bu olay o kadar doğal ilerliyor ki… Yani X bir oyunda olduğu gibi karşınıza üç madde sıralanmıyor; kart sözcüğü laf arasında geçiyor, 1000 kredi konusunu ancak diyalog ilerleyince duyuyorsunuz ve adamı ortadan kaldırmayı da siz akıl ediyorsunuz. Ben bu sorunu adamın kafasına bir el sıkarak hallettim ve sonradan da fark ettim ki, sokakta devriye gezen polisi hiç fark etmemişim! Neyse ki bu sırada uzaktaymış da duymamış; yoksa durup dururken tüm polis ekipleri peşime düşecekti. (Bu arada giriş kartı da yakındaki bir otelde, bir koltuğun üzerinde bulunabiliyormuş.)

Oyunda bunun gibi tonla seçim yapabiliyorsunuz. Bunu diyaloglarda yapmak mümkün olur, bir yan görevin sonucundaki kararınızda olur, zorunlu çıktığınız bir görevde, ulaşmanız gereken noktaya giderken takınacağınız tavırla olur… İşe yarayan özgürlük budur!

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Ölümden dönerken…
Filmi geri sarın ve senaryonun başına gelin. Ne demiştik, Sarif Industries saldırı altında ve biz de hiçbir protezimiz, ekstra özelliğimiz olmadan fabrikada haldır huldur ilerliyoruz. Burası aslında oyunun tutorial kısmı; size oyunun kontrolleri ve işleyişi anlatılıyor. Ben ise her şeyi çok iyi bildiğimi düşünerek ilk çatışmaya, standart bir FPS oynuyormuş edasıyla giriştim ve anında öldüm. Hemen ve net bir şekilde. O an oyunun çok zor olduğunu düşündüm zira türlü türlü FPS’de, üçyüz tane kurşun yiyip ölmemeye çok alışmıştım.

Anlamanız gereken şu ki bu oyunda ölmek çok kolay. Kahramanımız protezlerine kavuştuktan sonra bile bir tanka dönüşmüyor. O yüzden her türlü çatışmaya strateji kurarak girmek gerekiyor. Önünüzde arkası dönük birisi var; onu arkasından yaklaşıp tek hamlede mi öldüreceksiniz, yoksa birilerinin görme riskine karşı önce etrafı mı kolaçan edeceksiniz? Diyelim ki boğazını sıkıp indirdiniz, o adam orada mı kalacak, yoksa bacağından tutup kuytu köşe bir yere mi çekeceksiniz?

Düşmanlar çoğaldı, hepsinin peşinden gitmek zor, silahınıza sarıldınız ve neredeyse tüm cephanenizi bitirecek kadar kurşun harcadınız. Bundan sonraki çatışmada ne yapacaksınız?

Sorular, sorular, sorular… Deus Ex size her türlü çatışmada düşünmeniz gerektiğini hatırlatıyor. “Düşman gördüm, vurayım.” diyemiyorsunuz. Hatta düşman bile değil, oyundaki kilit karakterler dışında herkesi vurabildiğiniz için kimi öldürüp kimi öldürmeyeceğinize de siz karar verebiliyorsunuz fakat dediğim gibi, bu hareketlerinizin sonucuna da hazır olmanız gerekiyor. (İdam!)

Oyunun başları biraz sade. Sade çünkü pek fazla proteziniz olmadığı için çatışmalarda ve şehirdeki hareketlerinizde de bir sıradanlık oluyor.

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Önce şehirde turlayalım
Şehirler aşırı büyük değil; içerisinde kaybolmanız zor. Buna mukabil anlamsız caddeler ve sokaklarla da örtülü değil. Şehirlerin çok büyük olmaması, tasarımlarının iyi olmasında da etkili olmuş. Çatılarda binaların aralarında geçişler, gizli bölgeler, apartmanlar arasında kat geçişleri, kanalizasyonlar, bunların tümü şehri keşfe çıkmanıza yol açıyor. Şehirde hakkını vererek gezebilmek içinse, zıplama ve yere iniş yeteneklerinizi geliştirmeniz gerekiyor zira düşüp yere çakılmanız veya bir engele denk gelip geri dönmeniz son derece olası.

Şehirde yeterince gezip görevlerimizi aldıktan sonra da muhtemel çatışmalara doğru yol alıyoruz. Çatışma bölgelerinde bolca düşman sizi bekliyor. Hiçbir görevde iki-üç tane adam öldürüp dönmüyorsunuz. Bunun için de göreve çıkmadan önce, Malik adındaki benli Belkız bize, “Hazır mısın bebeğim?” diye soruyor. Bunun hangi anlama geldiğini düşünmeden, “Evet!” derseniz “göreve” çıkıyorsunuz, “Yok, henüz hazır değilim.” derseniz de boynu bükük, şehre geri dönüyorsunuz.

Çatışmalar bir aksiyon RPG oyunundan beklenmeyecek kadar hareketli geçiyor lakin yapay zeka yine pek iyi olmadığı için biraz dikkatli olduğunuz takdirde sekiz düşmana bile karşı koyabiliyorsunuz.

Çatışmalarda siper almak büyük önem taşıyor. Zaten bunu yapmanız o kadar çok istenmiş ki siper aldığınızda Gears of War tarzı bir görünüşe geçiyorsunuz. Burada siperler arasında geçiş yapmak, kafanızı uzatıp ateş etmek veya kör atış yapmak mümkün. Yapay zekanın çuvalladığı yer ise, saklandığınız yere pek yaklaşmamak istemesi ve olduğu yerden size saydırmaya devam etmesi. Onlar sizin kadar iyi nişan alamadığından da kafanızı çıkartıp çıkartıp düşmanları indirmek, çatışmalardaki stratejiyi biraz baltalıyor.

Düşmanları bu şekilde vurmak az tecrübe puanı verdiğinden ve bir anda ortalığı kaos alıp götürdüğünden, işleri gizlilikle de halledebilirsiniz. Gizlilik olayı, eğilerek veya gerekli parçaları alarak, tamamıyla sessiz olarak düşmanın arkasından yaklaşıp onu ilgili tuşla, tek seferde indirmekten ibaret. Gizli olmanın bir başka yolu da ilgili augmentation’ı alarak, kendinize gizlilik katmak. Lakin hem augmentation, hem de bu tek seferde etkisiz hale getirme işlemi bataryadan yediği için Crysis’teki gibi görünmez olup herkesi hayalet gibi yere çalamıyorsunuz.

Şehirde gezdik, çatışmalara girdik, olayın RPG boyutuna da değinelim. Kazandığımız tecrübe puanları, ne işe yarıyor me sela, değil mi? Yeterince tecrübe puanı kazandıktan sonra bir adet Praxis puanına kavuşuyoruz. Praxis puanları aynı zamanda Limb kliniklerinde de satılıyor ama biraz pahalılar. Her Praxis puanı, kendinize ek özellikler katmanıza yarıyor ve bu işlemin geri dönüşü yok. Ayrıca oyunda para, yani kredi kazanıyoruz. Kredilerimiz genellikle silahlara ve silah güçlendirmelerine gidiyor. Tabii Praxis puanları almak için büyük paralar da ödeyebilirsiniz. Yine yazıda bahsettiğim gibi, birçok arkadaş da size bilgi vermek veya işinizi halletmek için sizden para talep edebiliyor.

RPG konusunun en önemli kısmı olan diyaloglar ve buradaki seçenekler de şapka çıkartılacak cinsten. Birçok önemli konuşmanın seyrini kendimiz belirleyebiliyoruz .(Ve burada sağlam İngilizce gereksinimi oluyor.) Eğer doğru yoldan ilerlersek, hem istediğimiz yanıtlara ulaşıyoruz, hem de sağlam tecrübe puanı kazanıyoruz. Sırf diyaloglarda daha iyi performans sergileyebilelim diye hazırlanan bir augmentation da yok değil.

Her kapıyı açar
Cevap tatlı dil değil; o bu oyunda pek az işe yarıyor. Yine Gothic diyeceğim fakat oradaki sandıkları açmak için nasıl “lockpicking” yeteneğimizi artırmamız gerekiyor idiyse, burada da “hacking” yeteneğimizi artırarak iş görebiliyoruz.

Oyunun her tarafını karıştırmamız, her türlü e-postayı okumamızı gerektiren bir durum varsa o da kapıların ve bilgisayar ların şifrelerini bulmak için… Oyunda tonla açılacak kapı, tonla da bilgi içeren bilgisayar var. Bunların şifrelerini bir yerlerde okursanız, şifreler otomatik olarak veritabanına işleniyor ve ilgili kapı/bilgisayarla karşılaştığınızda, şifre de kenarda beliriyor. Eğer şifrelere sahip değilseniz de hacker yeteneklerinizi konuşturuyorsunuz.

Beşinci seviyeye kadar, farklı zorluklarda şifreleme metotları var ve seviyeleri de ancak ek yeteneklere puan yatırarak kazanıyoruz. Hack işlemi başladığında bir mini oyun oynamamız gerekiyor ve bu mini oyunu başarıyla tamamlarsak, hem kapıya veya bilgisayara erişim sağlıyoruz, hem de mini oyundan kazandığımız bir şeyler varsa, onların keyfini sürüyoruz.

Oyunda her adım başı kilitli bir şeylerle karşılaştığınız için bu konuya önem göstermenizi tavsiye ediyorum lakin tüm puanlarınızı da bu alana yatırmayın.

Deus Ex: Human Revolution - Oyun İncelemesi

Gelişim, önlenemez!
İyisiyle kötüsüyle bir oyunu daha tamamlamanın… Kötüsünü anlatmadım sanırım, değil mi? Çünkü oyun mükemmel! Tamam, o kadar da mükemmel değil.

Yapay zekanın eksik yönlerinden bahsettik. O zaman oyunun geneline yayılmış olan hafif durgun havaya değinelim. Çoğu görevde ve olayda bizim söz hakkımız olduğu için bu sefer de Modern Warfare’larda gördüğümüz o havalı sahnelere burada rastlayamıyoruz. Bana oyundaki çok acayip bir sahneyi anlat deseniz, en fazla Hive’ın led’lerle kaplı cephesinde bir suçlunun itirafının yayımlandığı sahneyi anlatabilirim. Görevlerde tanınan özgürlük yüzünden de aşırı heyecan verici, nefesimizi tutup ilerleyebildiğimiz sahneler oyunda yok maalesef.

Dağıtımcısının Square Enix olması vesilesiyle, nedense ara sinematiklerde Final Fantasy kalitesinde bir şeyler göreceğimizi sanmıştım; o konuda da hayal kırıklığına uğradım. Sinematikler hikayeyi anlatma konusunda iyi fakat detay konusunda bayağı geride.

Ve en önemli sıkıntım, oyunun PC versiyonunda karşılaştığım aşırı uzun yükleme süreleriyle alakalı. Oyunun yapısı gereği sürekli şehirde bölgeler değiştirmeniz, birçok binanın içine girip çıkmanız gerekiyor ve bu geçişler sırasında, normalden uzun bekleme süreleri devreye giriyor, beklerken rahatça ilginizi başka şeylere çevirebiliyorsunuz.

Tabii tüm bunlar oyunun mükemmel atmosferi ve oyna-
nışının yanında ufak sorunlar olarak kalıyor. Sırf oyunu fazla
beğenip kötü bir şey bulamadığımı sanmayın diye yazdım; çok da dert edilecek konular değiller. Neyse baya uzatmışım, daha fazla uzatmadan indirme linkini veriyorum.

Oyun en kısa sürede siteye eklenecektir..



Yorumlar

  • Faydasını gördüğünüz konulara yorum yaparak görüş belirtebilirsiniz.
  • 7/24 buradayız, çekinmeden yorum yapabilirsiniz.

  • Yorum Ekle

    Adınız:*
    E-Mail:*
    • bowtiesmilelaughingblushsmileyrelaxedsmirk
      heart_eyeskissing_heartkissing_closed_eyesflushedrelievedsatisfiedgrin
      winkstuck_out_tongue_winking_eyestuck_out_tongue_closed_eyesgrinningkissingstuck_out_tonguesleeping
      worriedfrowninganguishedopen_mouthgrimacingconfusedhushed
      expressionlessunamusedsweat_smilesweatdisappointed_relievedwearypensive
      disappointedconfoundedfearfulcold_sweatperseverecrysob
      joyastonishedscreamtired_faceangryragetriumph
      sleepyyummasksunglassesdizzy_faceimpsmiling_imp
      neutral_faceno_mouthinnocent
    Soru:
    (üç)+2= (Sayıyla Yazınız)
    Cevabınız:*
    Buyur-indir, çeşitli telif materyallerine önem vermektedir. Uyar ve kaldır prensibini benimsemiş bulunmaktayız. Telif hakkınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız bizlere (iletisim[at]buyur-indir.com) mail adresinden veya iletişim bölümünden ulaşabilir, içeriğin silinmesi ile ilgili talepte bulunabilirsiniz. İçerik uyarınızdan itibaren en geç 3 gün içinde sitemizden kaldırılacaktır. Detaylar için burayı inceleyebilirsiniz.

    Sitede bulunan full programlar ve full oyunlar, tanıtım amaçlı sizlere sunulmuştur. Beğendiğiniz ürünleri üreticisinden satın almanızı, bu sayede onlara katkıda bulunmanızı tavsiye ederiz.
    Kullandığımız linkler: Turbobit.net - Cloud.mail.ru